Henrique Tahan Novaes, Associated Labor and Production in the Age of Barbarism: Education Beyond Capital, Cham: Palgrave Macmillan, 2024, 252 s. ISBN: 978-3-031-51182-0.
Henrique Tahan Novaes’in Associated Labor and Production in the Age of Barbarism: Education Beyond Capital adlı kitabı, ortaklaşmış emek, işçi özyönetimi ve kapitalist emek ilişkilerinin aşılması arasındaki ilişkiyi teorik ve tarihsel bir çerçevede ele alıyor. Brezilya’daki işçilerce geri kazanılan işletmelerden fabrika komitelerine, kooperatiflerden Topraksız Kır İşçileri Hareketi’nin (MST) deneyimlerine uzanan çalışma, işçilerin üretim sürecinin yönetimini üstlenmelerinin olanaklarını ve sınırlarını inceliyor. Kitabın temel sorularından biri, üretim araçlarının kolektif mülkiyetinin hangi koşullarda emek süreci üzerindeki gerçek bir işçi denetimine dönüşebileceğidir.
Novaes’in analizinde önemli bir yer tutan “ortaklaşmış emek” (associated labour), yalnızca kooperatif biçiminde örgütlenmiş çalışmayı ifade etmiyor. Kavram, işçilerin üretim araçlarıyla ilişkilerinin yanı sıra üretimin örgütlenmesi, karar alma süreçleri ve üretilen artığın kullanımı üzerinde kolektif söz sahibi olmalarını içeren daha geniş bir toplumsal ilişkiye işaret ediyor. Bununla birlikte kitap, kapitalizm içinde ortaya çıkan bu deneyimleri idealize etmiyor: ortaklaşmış emek biçimleri yeni toplumsal ilişkilerin nüvelerini taşıyabilirken piyasa, rekabet ve kapitalist işbölümünün baskısı altında mevcut ilişkilerin bazı unsurlarını yeniden üretebiliyor.
Kitabın teorik çerçevesinde István Mészáros’un çalışmaları belirleyici bir yere sahip. Novaes bu çerçeveden hareketle, üretim araçlarının mülkiyetinin değiştirilmesi ile üretim üzerinde gerçek denetimin kurulması arasında ayrım yapıyor. Bir işletmenin kooperatif mülkiyetine geçmesi veya işçiler tarafından devralınması tek başına kapitalist emek ilişkilerinin aşılması anlamına gelmiyor; asıl mesele emek sürecinin genel denetiminin ortaklaşmış üreticiler tarafından üstlenilmesi. Bu nedenle tek tek özyönetimli işletmelerin ötesinde, üretim ve dağıtımın daha geniş ölçekte demokratik biçimde örgütlenmesi ve işçi konseyleri gibi yapıların bu sürecin araçları haline gelmesi gerektiği tartışılıyor.
Bu tartışmanın somut zeminlerinden birini Brezilya ve Arjantin’deki işçilerce geri kazanılan işletmeler oluşturuyor. Novaes bu deneyimlerde kapitalist işletmenin karakteristik ayrımlarından olan yöneten-yönetilen, planlayan-uygulayan ve kafa emeği-kol emeği ayrımlarının kısmen aşılabildiğini gösteriyor. Demokratik genel kurullar, stratejik görevlerin rotasyonu ve görevlerin geri alınabilir olması gibi uygulamalar, işçilerin yalnızca üretimi gerçekleştiren değil, üretim sürecini yöneten aktörlere dönüşmesinin araçları olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte piyasa rekabeti, ücret farklılıkları, hiyerarşilerin yeniden ortaya çıkması ve kooperatiflerin dışarıdan ücretli işçi çalıştırması gibi eğilimler, işletme düzeyindeki özyönetimin kapitalist çevre içinde karşılaştığı sınırları da görünür kılıyor.
Kitabın özgün boyutlarından biri, özyönetimi aynı zamanda bir öğrenme ve eğitim süreci olarak ele almasıdır. İşçiler üretimin yönetimini üstlendikçe yalnızca teknik görevlerini değil, işletmenin bütçesini, yatırımlarını, üretim organizasyonunu ve kolektif karar mekanizmalarını da öğrenmek zorunda kalıyorlar. Böylece kapitalist işletmede belirli yönetici ve uzman gruplarının elinde yoğunlaşan bilgi, işçi kolektifi içinde daha geniş biçimde paylaşılabiliyor. Novaes bu süreci, Gramsci’nin fabrika konseylerinin pedagojik işlevine ilişkin yaklaşımıyla ilişkilendirerek, işçilerin özyönetimi bizzat özyönetim pratiği içerisinde öğrendiklerini vurguluyor.
Associated Labor and Production in the Age of Barbarism, bu yönleriyle işçi denetimi ile işçi özyönetimi arasındaki ilişkiyi ve tekil işletmelerde kurulan özyönetimin daha geniş kapitalist ilişkiler içindeki sınırlarını tartışmak için önemli bir kaynak oluşturuyor. Kitap, üretim araçlarının kolektif mülkiyetini gerekli fakat kendi başına yeterli olmayan bir dönüşüm olarak ele alırken, asıl soruyu üretimin bilgisi, karar alma mekanizmaları ve emek süreci üzerindeki denetimin kim tarafından kullanıldığı üzerinden kuruyor. Böylece işçilerce geri kazanılan işletmeleri yalnızca alternatif mülkiyet biçimleri olarak değil, üreticilerin üretim üzerindeki denetimi yeniden ele geçirmeye çalıştıkları çelişkili ve dönüşüme açık deneyimler olarak değerlendirmeye imkân veriyor.