Yeni Nesil Kooperatifler

Derya Nizam, Yeni Nesil Kooperatifler: Topluluk, Aidiyet ve Yer-Temellilik, İstanbul: Oğlak Yayınları, 2021, 208 s. ISBN: 978-625-413-004-5.

Derya Nizam’ın Yeni Nesil Kooperatifler: Topluluk, Aidiyet ve Yer-Temellilik kitabı, dünyanın farklı coğrafyalarında ortaya çıkan yeni kooperatifleşme deneyimlerini topluluk, aidiyet, katılım ve yer-temellilik eksenlerinde inceleyen sosyolojik bir çalışmadır. Kooperatiflerin yeniden canlanmasına ilişkin güncel araştırmaları bir araya getiren Nizam, “yeni nesil kooperatifler”i belirli bir örgütsel biçim veya faaliyet alanıyla tanımlamak yerine, mevcut toplumsal, ekonomik ve çevresel sorunlara yenilikçi çözümler geliştiren ve tabandan şekillenen bir hareketin parçaları olarak ele alır. Bu yaklaşımda kooperatif, yalnızca üyelerine ekonomik fayda sağlayan bir işletme değil, aynı zamanda topluluk ve aidiyet ilişkilerinin kurulduğu toplumsal bir örgütlenme biçimidir.

Kitap, topluluk kooperatifleri, çok-paydaşlı kooperatifler, çevre kooperatifleri, sosyal kooperatifler, kadın kooperatifleri ve gıda kooperatifleri üzerinden yeni kooperatifçiliğin farklı biçimlerini inceler. Dünyanın farklı bölgelerinden araştırmalara dayanan bu bölümlerde kooperatiflerin yoksulluk ve kırsal kalkınmadan sosyal hizmetlere, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden çevre yönetimine ve alternatif gıda sistemlerine kadar farklı sorunlara nasıl yanıt verdiği tartışılır. Böylece yeni nesil kooperatifçilik, yalnızca ortakların ekonomik çıkarlarını örgütleyen bir model olarak değil, yerel toplulukların kendi ihtiyaçlarına kolektif çözümler geliştirmesini sağlayabilecek bir toplumsal örgütlenme biçimi olarak değerlendirilir.

Çalışmanın önemli eksenlerinden biri demokrasi, katılım, dayanışma, otonomi ve özyönetim ile kooperatifleşme arasındaki ilişkidir. Özellikle çok-paydaşlı kooperatifler; üretici, tüketici, işçi, uzman, gönüllü ve farklı kurumları ortak amaçlar etrafında buluşturan yapılar olarak ele alınırken, örgütlenme hakkı, işbirliği, yardımlaşma, dayanışma, otonomi ve özyönetim gibi değerlerin bu örgütlenmelerin gelişmesindeki önemi vurgulanır. Topluluk ve çevre kooperatiflerinde ise yerel toplulukların karar süreçlerine katılması ve kendi yaşam alanları üzerinde söz sahibi olması, yukarıdan aşağıya yönetim modellerine karşı yerel ve katılımcı yönetim biçimlerinin geliştirilmesi açısından önem kazanır.

Nizam, bununla birlikte kooperatif biçiminin kendiliğinden demokratik, eşitlikçi veya kapitalist ilişkilerin dışında bir örgütlenme yaratmadığını da gösterir. Kadın kooperatifleri üzerine çalışmalar toplumsal cinsiyet, sınıf ve diğer eşitsizliklerin kooperatiflerin içinde yeniden üretilebileceğine; gıda kooperatifleri üzerine örnekler katılım ve toplumsal kapsayıcılığın sınırlarına; tarım kooperatifleri ise neoliberal politikaların, finansallaşmanın ve ticarileşmenin kooperatif yapılarını dönüştürebileceğine işaret eder. Bu nedenle kitap, kooperatifleri şirketlerin karşısına yerleştirilen homojen bir alternatif olarak değerlendirmek yerine, ekonomik çıkarlarla toplumsal değerler arasındaki ilişkilerin ve gerilimlerin yaşandığı örgütlenmeler olarak inceler.

Kitabın son bölümleri bu tartışmayı kooperatifleşmede toplumsal değerlerin belirleyici rolüne taşır. Aidiyet, güven ve dayanışma, ortakların yalnızca ekonomik fayda arayışıyla hareket etmesini engelleyen ve kooperatif topluluğunun sürekliliğini sağlayan temel bağlar olarak öne çıkar. Farklı örnekler aynı zamanda kooperatif değerlerinin piyasa, devlet ve neoliberal dönüşümle karşılaşmalarında değişebildiğini gösterir. Nizam’ın yaklaşımında yeni nesil kooperatiflerin ayırt edici potansiyeli, yalnızca yeni ekonomik faaliyetler yaratmalarında değil, toplumsal ve çevresel sorunlara kolektif yanıtlar geliştirirken alternatif toplumsal ilişkilerin ve değerlerin oluşmasına alan açmalarında yatar.

Yeni Nesil Kooperatifler, bu yönüyle kooperatifleşmeyi demokratik kolektif örgütlenme ve toplumsal özyönetim tartışmaları içinde düşünmek açısından önemli bir kaynak niteliğindedir. Kitap doğrudan işçi denetimi veya işçi özyönetimine odaklanmasa da, toplulukların kendi ihtiyaçları etrafında örgütlenmesi, karar süreçlerine katılması, yerel kaynaklar ve toplumsal yaşam üzerinde kolektif kapasite geliştirmesi ile otonomi ve özyönetim ilkelerini öne çıkarması bakımından bu tartışmalarla güçlü temas noktaları taşır. Aynı zamanda kooperatifleri idealize etmeyen yaklaşımı, kooperatif mülkiyetinin tek başına demokratik kontrol anlamına gelmediğini; kooperatiflerin niteliğinin katılım, güç ilişkileri, toplumsal değerler ve karar alma pratikleri üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi açısından özellikle önemlidir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top