Paul Singer, Introdução à Economia Solidária, São Paulo: Editora Fundação Perseu Abramo, 2002, 128 s. ISBN: 85-86469-51-3.
Paul Singer’ın Introdução à Economia Solidária adlı kitabı, dayanışma ekonomisinin temel ilkelerini, tarihsel kökenlerini ve kapitalist işletmeye alternatif örgütlenme biçimlerini ele alan temel çalışmalardan biridir. Singer, kapitalist ekonominin rekabet, özel sermaye mülkiyeti ve eşitsizlik üreten yapısının karşısına; üretim araçlarının kolektif ya da ortaklaşa mülkiyetine, işbirliğine, eşitliğe ve demokratik karar almaya dayanan dayanışma ekonomisini yerleştirir. Ona göre dayanışma ekonomisinin temel örgütsel biçimlerinden biri, çalışanların aynı zamanda işletmenin ortakları olduğu ve kararları demokratik biçimde aldığı üretim kooperatifidir.
Kitabın İşçi Denetimi açısından en önemli bölümlerinden biri, Singer’ın özyönetim (autogestão) ile heteroyönetim (heterogestão) arasında kurduğu ayrımdır. Kapitalist işletmede yönetim, farklı otorite düzeylerinden oluşan hiyerarşik bir yapı içinde örgütlenirken, özyönetimli işletmede en yüksek karar mercii ortakların genel meclisidir. Yöneticiler ve delegeler üyeler tarafından seçilir ve onlara karşı sorumludur. Böylece ekonomik demokrasi yalnızca işletmenin mülkiyet biçimine değil, kararların kim tarafından ve nasıl alındığına ilişkin bir mesele olarak ortaya çıkar.
Singer bununla birlikte özyönetimi kendiliğinden ve sorunsuz işleyen bir model olarak sunmaz. Özyönetim, çalışanların işletmenin genel sorunları hakkında bilgi edinmesini, tartışmalara katılmasını ve kolektif kararların sorumluluğunu üstlenmesini gerektirir. Üyelerin karar süreçlerinden uzaklaşması durumunda bilgi ve fiilî karar gücü küçük bir yönetici grubunda yoğunlaşabilir ve kooperatif fark edilmeden yeniden heteroyönetim pratiklerine yaklaşabilir. Singer açısından özyönetimin önemli kazanımlarından biri bu nedenle yalnızca ekonomik verimlilik değil, katılım yoluyla gelişen demokratik kapasite ve insani gelişimdir.
Kitap aynı zamanda dayanışma ekonomisini uzun bir tarihsel çerçeveye yerleştirir. Singer, kökenleri Robert Owen ve 19. yüzyılın ilk kooperatif hareketlerine kadar götürür; sendikal mücadeleler ve grevlerle bağlantılı olarak ortaya çıkan üretim kooperatiflerini, işçilerin yalnızca ücret ve çalışma koşullarını iyileştirmek yerine ücretli emek ilişkisini ortadan kaldırarak onun yerine özyönetimi geçirme girişimleri olarak değerlendirir. Ardından tüketim, kredi, alım-satım ve üretim kooperatiflerinden Mondragón deneyimine kadar farklı dayanışma ekonomisi biçimlerini inceler.
Singer, 20. yüzyılın sonlarında dayanışma ekonomisinin yeniden canlanmasını ise işsizlik, işletme iflasları ve neoliberal dönüşümle ilişkilendirir. Bu “yeni kooperatifçiliği” önceki bazı kooperatif biçimlerinden ayıran özellikler arasında demokrasiye ve eşitliğe verilen önem, özyönetim ve ücretli emek ilişkisinin reddi bulunur. Brezilya’da kriz içindeki işletmelerin çalışanlar tarafından kooperatiflere dönüştürülmesi, MST’nin kooperatifleri, Catende, üniversitelere bağlı kooperatif inkübatörleri ve dayanışma ekonomisini destekleyen çeşitli ağlar bu yeniden doğuşun örnekleri arasında yer alır.
Bu yönüyle Introdução à Economia Solidária, dayanışma ekonomisini yalnızca kooperatifçilik ya da yoksullukla mücadele aracı olarak değil, kapitalist işletmenin hiyerarşik örgütlenmesine karşı demokratik ve özyönetimci bir ekonomik örgütlenme biçimi olarak düşünmeye imkân veren önemli bir kaynak. Singer’ın yaklaşımında dayanışma ekonomisinin gelişmesi yalnızca tek tek başarılı kooperatiflere değil, bunların birbirleriyle kurdukları ağlara, destek kurumlarına, kamusal politikalara ve gündelik ekonomik ilişkiler içinde dayanışma, eşitlik ve demokrasi ilkelerinin yaygınlaşmasına bağlıdır.