Metin Yeğin, Patronsuzlar, İstanbul: Versus Kitap, 2006, 220 s. ISBN: 9944-989-10-X.
Metin Yeğin’in Patronsuzlar adlı kitabı, Latin Amerika’da neoliberal politikaların yarattığı fabrika kapanmaları, işsizlik ve yoksullaşmaya karşı işçilerin geliştirdiği işgal, işçi denetimi ve kolektif üretim deneyimlerini sahadan aktaran bir çalışma. Yeğin’in Dilek Çolak’la birlikte gerçekleştirdiği yolculuklara, gözlemlere ve doğrudan işçilerle yapılan röportajlara dayanan kitap, klasik bir akademik incelemeden çok bir film-kitap ve saha anlatısı niteliğinde. Kitabın sunuşunda da bu deneyimlerin ortak noktası açık biçimde “işçi denetimi” olarak tanımlanıyor; kapanan ya da iflas eden işletmelerde işçilerin fabrikaları terk etmeyerek işgal etmeleri, makineleri korumaları ve üretimi kolektif biçimde yeniden başlatmaları anlatının çıkış noktasını oluşturuyor.
Kitabın önemli özelliklerinden biri, farklı ülkelerdeki işgal deneyimlerini tek bir model altında toplamaması, tersine bunların farklı siyasal ve örgütsel yönelimlerini karşılaştırmasıdır. Kitabın ana bölümleri Brezilya’yı “işgal fabrikası–kamulaştırma”, Uruguay’ı “işgal fabrikası–sendika”, Arjantin’i “işgal fabrikası–öz yönetim”, Mosconi’yi ise “barikatçılar–doğrudan demokrasi” başlıkları altında ele alıyor. Böylece Patronsuzlar, işçilerin patronun çekildiği ya da işletmenin terk edildiği koşullarda üretimi nasıl sürdürebilecekleri sorusuna verilen farklı cevapları yan yana getiriyor: devletleştirme/kamulaştırma talebi, sendikal örgütlenme, kooperatifleşme ve özyönetim ya da doğrudan demokrasi ve doğrudan eylem.
Yeğin’in anlatısında işçi denetimi yalnızca mülkiyetin ya da yönetimin el değiştirmesi olarak değil, gündelik çalışma ilişkilerinin yeniden örgütlenmesi olarak da görünür hale geliyor. Röportajlarda genel asamblelerin karar alma sürecindeki yeri, fabrika komisyonları ve koordinatörler, mali bilgilerin işçilere açık biçimde duyurulması, üretimin ve sorumlulukların kolektif biçimde düzenlenmesi gibi pratikler ayrıntılarıyla aktarılıyor. Patronun ve geleneksel yönetimin ortadan kalkması aynı zamanda hammadde bulmaktan elektrik ve finansman sorunlarına, işçilerin sigortalanmasından üretimin yeniden planlanmasına kadar daha önce yönetim tarafından üstlenilen işlerin kolektif olarak çözülmesini gerektiriyor.
Kitap aynı zamanda bu deneyimlerin sınırlarını ve kendi içlerindeki tartışmaları da yansıtıyor. Brezilya’daki bazı işçiler kooperatifleşmenin işçi haklarını zayıflatabileceğini ve işçileri kapitalist piyasanın baskısı altında kendi kendilerinin patronu haline getirebileceğini savunarak kamulaştırma talebini öne çıkarıyorlar. Arjantin’de ise asamble kültürü, kooperatifleşme ve özyönetim daha belirgin biçimde ön plana çıkıyor; kendi kendine karar alma süreci ve işgal fabrikalarının daha geniş bir toplumsal mücadele üretmesi özellikle vurgulanıyor. Bunun yanında sermaye ve kredi eksikliği, piyasa baskısı, diğer toplumsal hareketlerle bağların zayıflaması ve dayanışmanın aşınması gibi sorunlar da tartışılıyor.
Bu açıdan Patronsuzlar, işçi denetimi ve özyönetimi soyut bir idealden ziyade somut mücadeleler, örgütlenme biçimleri ve gündelik yönetim sorunları üzerinden gösteren önemli bir Türkçe kaynak niteliğinde. Kitabın değeri yalnızca Latin Amerika’daki işgal fabrikalarına ilişkin birinci elden tanıklıklar sunmasında değil, aynı zamanda kamulaştırma, sendikal örgütlenme, kooperatifleşme, özyönetim ve doğrudan demokrasi arasındaki farklı yolları karşılaştırmalı biçimde görünür kılmasında yatıyor. Bu nedenle çalışma, “patronsuz” üretimin nasıl mümkün hale geldiğini olduğu kadar, bunun hangi siyasal tercihler, ekonomik sınırlılıklar ve kolektif örgütlenme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını düşünmek için de önemli bir kaynak sunuyor.